Kötülüğün Kaynağı ve Çözümleri Üzerine Felsefi Bir Analiz

Kötü ve iyi olma hali nesillerdir tartışılan bir konudur. Genel yargı kötülüğün tıpkı iyilik gibi aşamalı bir seçim yapma hali olduğudur. Ancak bu ikisi arasında nasıl seçim yapıldığı hatta bunlardan da önce neyin iyi ve kötü olduğu tartışılır. Kötülüğün kaynağı nedir konusunda da farklı düşünürlerin görüşleri mevcuttur. Burada insan doğasına dair ve teolojik açıklamalar iç içe geçmiştir. Yazımızda bu açıklamalardan bir kısmını çağlar boyu gelip geçmiş düşünürlerin perspektifinden felsefi olarak ele alacağız.

 

1. İnsanın Doğasındaki Kötülük

Sokrates insan doğasını temiz addeder. “Kimse, iyiliği bildiği hâlde kötülüğü tercih etmez.” der. Sokrates’e göre, hiç kimse bilerek ve isteyerek kötülük yapmaz. İnsanlar kötülük yaptıklarında aslında neyin iyi olduğunu bilmedikleri için bunu yaparlar diye savunur. Bu düşünceye “ahlaki entelektüalizm” denir. Ona göre kötülük, erdemli yaşamın bilgisinin yoksunluğundan doğar. Bu düşüncede bilge olan kişi aynı zamanda iyi insandır (Platon, 2010; orjinal eser MÖ 400). Burada Sokrates aslında bilmek = yapabilmek diye ele alir. Ancak bilmenin de pek çok kademesi vardır. Kendi hayatlarımızdan da şahidizdir ki bilişsel olarak kabul ettiğimiz bir veri direk pratiğe dönüşmez. Bu yüzden insanlar cahilliğinden dolayı kötülük yapıyor kanısı kötülüğü kısmen açıklar.

Gazali’ye göre ise kötülük dört kategori altında incelenebilir: 1- içsel kötülükler (nefsî zaaflar): haset, kibir, riya, tamah, öfke ve şehvetin aşırılığı, dünya sevgisi ve mal tutkusu, dil afetleri (gıybet, yalan, iftira); 2- dışsal kötülükler (musibetler, felaketler): hastalık, fakirlik, doğal afetler, zulüm görmek; 3- toplumsal kötülükler: adaletsizlik, zulmetmek, haksızlık, yöneticilerin kötü davranışları; 4- epistemik kötülük (cehalet; Gazali, 1988; orijinal eser MS 1100).  

Gazâlî’ye göre bunların içinde en tehlike olanı kalbin hastalıkları diye de adlandırdığı içsel kötülüklerdir. Bunlar insanın iç dünyasını bozarak bireyde ruhi yaralanmalara yol açtığı gibi toplumsal kötülüklerin de kaynağı olur. İçlerinden en çok uyardığı ise: haset, riya (gösteriş) ve ucbdur (kendini beğenme). Gazali: “Bunlar kişide yer edince artık ahlaki yozlaşmaya sebep olur.” der (Gazali, 1988; orijinal eser MS 1100). Peki nedir bu üç hal? 1- Haset başkasının sahip olduğu nimetlerin elinden alınmasını istemektir. Kıskanmaktan farkı ise: burada birey sadece onların sahip olduklarını arzulamaz, aynı zamanda onların ellerindeki arzu nesnesini kaybetmesini ister. 2- Riya iyi işleri veya dini ibadetleri samimiyetten değil, başkaları tarafından görülmek ve övülmek için yapmaktır. Riya, bireyin sürekli “izlenim yönetimi” yaparak öz değerini başkalarının gözünde inşa etme çabasıdır. 3- Kendini beğenme (Ucb) ise bireyin kendi eylemleri veya erdemleriyle aşırı gurur duyması, onları olduğundan büyük görerek kendini üstün saymasıdır. Bu durum modern psikolojide narsistik öz yüceltme ile benzerlik taşır. 

Gazali dünyadaki kötülüklerin bir kısmını insana atfeder; ancak insanın doğasını hem kötü hem iyi özelliklerin bir inşası gibi görür. Hobbes ise bunu daha ileri taşır ve insanın doğasında daha çok bencillik ve kötülük olduğunu söyler (1651/1996). Ona göre insan bencil, çıkarcı ve saldırgandır. İnsanların sınırsız özgürlük içinde kendi çıkarlarını gözetmesi, sürekli çatışma ve şiddet doğurur. Bu durum ahlaki kötülüğün temelini oluşturur. Hobbes Leviathan’da Plautus’tan (Romalı bir oyun yazarı, Asinaria, MÖ 195 civarı) alıntı yaparak “homo homini lupus” yani “İnsan insanın kurdudur” der.

Sydney Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Luke Russell ise kötülüğü insanın bütün iç sistemine vermekten ziyade niyete ve ortaya çıkan zarara göre değerlendirir. Russell kötülüğü yalnızca ahlaki yanlışlık olarak değil, daha özel bir şey olarak tanımlar. Burada kast ettiği genellikle şok edici eylemlerdir: örneğin işkence, soykırım, sadistik cinayetler veya terör saldırıları. Ona göre bir eylemin “kötücül” (evil) sayılması için sıradan yanlışların ve ahlaki hataların ötesinde yoğun bir zarar ve derin bir niyet ve sorumluluk taşıması gerekir. Russell’in niyetten kastı: empati eksikliği, başkasının acısından zevk alma ya da kasıtlı olarak zarar verme isteği gibi unsurlardır (Russell, 2014). Russel’in üzerinde durdugu niyet ve istek Gazali’nin İhya-u Ulumiddin eserindeki yukarıda bahsedilen 3 temel içsel dinamik: haset, ucb ve riya’da da kendini gösterir.

Peki acaba insan gerçekten Hobbes’un dediği gibi doğası itibari ile kötülükten mi ibaret ya da Sokrates’in dediği gibi aslında iyi ama aklı ermediğinden mi kötülük yapıyor? Ya da Gazali’nin dediği gibi hem iyi hem de kötü parçaları mı var? İnsan doğuştan iyi midir, kötü müdür? Doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü değerler ve kurallar ile ayırt ettiğimizi düşününce burada sorduğumuz asıl soru şudur: “İnsan doğuştan ahlaklı mıdır?”. Ahlak psikolojisi çalışmalarına baktığımızda hem “iyi” hem de “kötü” davranışların nedenleri araştırılırken, kötülüğün ahlakın karşıt kutbu olarak işlev gördüğü (Mikulincer & Shaver, 2012) bulunmuştur. Russel’in dediği gibi “Kötülük olağan yanlışların ötesine geçen, ağır zararlar bırakan derin bir ahlaki sapmadır (2022)”. Limone ve Toto’nun (2022) 26 akademik çalışmadan yaptığı sistematik analiz ise şunu vurgular: İnsanlar doğuştan bazı ahlaki eğilimlere sahiptir (örneğin bebeklerde prososyal davranışlar, adalet duygusu vs mevcut), ama ahlak aynı zamanda sosyal ilişkiler, çevresel faktörler ve kültürel bağlam ile yaşam boyu şekillenmeye ve gelişmeye devam eder. Bu itibarla ahlaki duyu (moral sense) hem doğuştan geliyor hem de sosyo-constructivisttir. Yani insanın özünde kötülük yapmak isteyen bir parçası var ama bunun aktive olması da içinde yaşadığı topluma bağlı. Bu bizi kötülük kavramın toplumsal nüanslarına bakmaya biraz daha yaklaştırıyor. 

 

2. Toplumsal Bir Tartışma Olarak Kötülük 

Nietzsche kötülüğü toplumsal bir inceleme ile anlatır. Ona göre ahlak evrensel bir hakikat değil, güç ilişkilerinin ve zayıfların kininden doğan inşa edilmiş bir sistemdir. Nietzsche iki ahlaktan bahseder: 1-soylu (efendi) ahlaki ve 2- köle (ressentiment) ahlakı. Soylu ahlakına göre  “İyi olan şey, güçlü ve soylu olan şeydir; kötü olan ise, zayıf, aciz ve başarısız olandır.” Köle ahlakında ise güç eşitsizliği rol oynar. Zayıf birey, güçlüden korkar ama doğrudan karşı koyamaz. Bu yüzden ona karşı içinde kin (ressentiment) biriktirir. Bu kin zamanla “iyilik” ve “kötülük” gibi ahlaki yargılara dönüşür. Nietzsche’ye göre kendi zamanında toplumda egemen olan Hristiyan ahlakı, zayıf olanların güçlüleri suçlamak için uydurduğu köle (ressentiment) ahlakıdır: güçlüler “kötü”, zayıflar “iyi” ilan edilir. Sahip olamamanın acısı, hayal edilen bir ahlakın adaletiyle dindirilir (Nietzsche; 1887/2024).

Hegel’e göre ise ahlak ve dolayısıyla kötülük Nietzche’nin anlayışındaki gibi değişken değildir. Hegel der ki kötülük bireyin öznel iradesini evrensel etik düzenin (die Sittlichkeit) üzerine koymasıdır (Hegel, 1820/1986). Die Sittlichkeit ahlakın en yüksek biçimi, bireysel iradenin ötesinde, toplumun kurumlarında (aile, sivil toplum, devlet) somutlaşan etik düzendir. Bunun kaynağı da evrensel akıl (Geist/tin/ruh/bilinc) ve onun tarihsel gelişimidir. Birey, kendi öznel çıkarını evrensel aklın yerine koyduğunda kötülük ortaya çıkar. Bu tanım, Hegel’in özgürlük anlayışı ile doğrudan ilişkilidir. Ona göre gerçek özgürlük, öznel iradenin evrensel akılla uyumlu hale gelmesidir. Birey kendi keyfi çıkarını evrensel düzenin önüne koyduğunda ise özgürlük yozlaşır ve kötülük ortaya çıkar. 

Hegel’in kast ettiği evrensel akıl ve Sittlichkeit nesiller boyu biriken bilgelik ve evrenin ruhudur. Hegel aslında bir yerde belirlenmiş ahlaki yasaları kabul eder ve bu yasaların tavsiye ettiği ideale yaklaşmak ve uzaklaşmaktan bahseder. Hegeldeki bu yaklaşım pek çok düşünürde Tanrı inancı ve Tanrının koyduğu kanunlar vasıtasıyla kötülüğü açıklamak ve anlamlandırmak olarak kendini gösterir. 

 

3. Kötülük ve Mutlak İyi Tanrı Nasıl Var Olabilir?

Tanrı’nın mutlak iyiliği ve kudreti ile dünyada var olan doğal kötülükler birbirine zıt iki konsept gibi ele alınmıştır. Bu ikisi nasıl bağdaştırılabilir? Hristiyan filozof Aziz Augustinus: “Tanrı kötülüğü yaratmamıştır, cünkü Tanrı yalnızca iyidir” der. Augustinus’a göre kötülüğün kaynağı insanın özgür iradesidir. İnsan Tanrı’nın iradesinden uzaklaştığında, kötülüğe yönelir. “Kötülük bir varlık değil, iyiliğin yokluğudur (privatio boni)” der (Augustinus, 2021; orijinal eser MS 413–426). Meseleyi irade ve tercihe getirir. Burada Hegel’in die Sittlichkeit’tan uzaklaşması konseptini hatırlatır.

İbn Sînâ ise kötülüğü daha ontolojik ve metafizik bir bağlamda, varlığın eksiklikleriyle açıklar. Örneğin hastalık sağlığın yokluğu, cehalet bilginin yokluğudur. “Kötülük, insanın sınırlı ve eksik varlığından kaynaklanır; Tanrı’ya doğrudan atfedilemez.” der. Augustinus’un kötülüğe çözümü Tanrı’ya yönelmek iken, İbn Sînâ’nın çözümü varlık düzeninin anlaşılmasıdır (1020/2005). İbn Sînâ’nın yaklaşımı daha Platoncu/Sokratik bir çizgidedir: kötülük bilgisizlikten ve eksiklikten doğar, bilgi ve akıl yoluyla (varlık düzeninin anlaşılması ile) aşılır der.

Leibniz, (1710/1951) Tanrı’nın mutlak iyiliğini dünyada var olan kötülükler ile bağdaştırmaya çalışırken teodise kavramını adlandırır. Yunanca theos (Tanrı) + dikē (adalet) kelimelerinden türetilmiş ve “Tanrı’nın adaletini savunma demektir. Leibniz kötülükleri üçe ayırır: 1- metafizik kötülük: (eksiklik, sınırlılık, yaratılmış olmanın doğal sonucu), 2- fiziksel kötülük: (acı, hastalık, doğal felaketler), 3- ahlaki kötülük: (insanların özgür iradeleriyle yaptıkları yanlışlar; 1710/1951). Leibniz, ahlaki kötülüğü insan iradesine bağlar. Metafizik ve fiziksel kötülükleri insan iradesine bağlamaz; bunlar yaratılmış olmanın ve evrenin düzeninin doğal sonuçlarıdır. Ona göre kötülüklerin sorumluluğu ya evrenin sınırlılığında ya da insanın özgür iradesindedir, böylece Tanrı mutlak iyiliğini korur. Voltaire ise Candide (1759/ 2013) adlı eserinde Leibniz’in iyimserliğini alaya alır; Lizbon depremi ve savaşlar gibi örnekler ile Leibniz’in açıklamasını eleştirir. İslam düşüncesinde de teodise sorunu farklı ekoller tarafından tartışılmıştır. Genel yaklaşım, kötülüğün Tanrı tarafından yaratılmış bağımsız bir varlık olmadığı; ya insanın özgür iradesinin yanlış kullanımıyla ortaya çıktığı ya da aslında daha büyük bir düzenin ve iyiliğin parçası olduğu yönündedir. 

Oxford’da felsefe profesörü Richard Swinburne Providence and the Problem of Evil (1998) eserlerinde Leibniz’e benzer tarzda kötülüğü ikiye ayırır: 1-natural evil (deprem, hastalık gibi doğal kötülükler) ve 2-moral evil (insanların yanlış seçimleri ve ihmalleri ile ortaya çıkan kötülük). Swinburne doğal kötülüğü şöyle açıklar: “‘İnsanların özgür iradeleriyle iyilik ve kötülük yaratabilmeleri için, doğal süreçlerin acı verici sonuçlarını deneyimlemeleri gerekir. Bu yüzden doğal kötülük, özgür iradenin anlamlı olmasının ön koşuludur. Ayrıca doğal kötülükler, insanların dayanışma, fedakârlık ve ahlaki gelişim göstermesi için bir arena işlevi görür.” Ahlaki kötülüğü ise Tanrı’nın insanlara özgür irade ve sorumluluk vermesiyle açıklar. Kötülük bu özgürlüğün kaçınılmaz bir sonucudur. Özgürlük olmadan gerçek ahlaki değerler ve sorumluluk olmaz. 

 

Kötülük Sadece Teistlerin Değil Ateistlerin de Problemi 

Din felsefecisi Yujin Nagasawa, kötülük probleminin yalnızca Tanrı’ya inananlar için değil, ateistler için de bir problem olduğunu savunur. Oklahoma Üniversitesinde Felsefe Bölüm başkanı Nagasawa’ya göre kötülük ve acı, sadece Tanrı’nın varlığıyla bağdaştırılması gereken bir mesele değil, aynı zamanda insan yaşamının anlamı, değerlerin temeli ve ahlaki sorumluluk açısından evrensel bir sorundur. Nagasawa Tanrı’yı “en mükemmel varlık” olarak tanımlayan klasik teizmi sorgular. Kötülük, teistler için Tanrı’nın iyiliğiyle bağdaştırılması gereken bir sorunken, ateistler için de “nasıl anlamlı bir yaşam sürdürülebilir?” sorusunu doğurur (Nagasawa, 2024).

 

Düşünürlere Göre Kötülüğe Çözüm Önerileri

1. Eğitim (Sokrates & Gazali)

Sokratik görüş insanın iyi ama bilgisiz olduğunu, kötülüğün cehaletten doğduğunu savunuyordu. Sokrates buna çözüm olarak eğitimi (Paideia) tavsiye eder. Gazâlî’ye göre cehalet de bir kötülük türüdür ve çözümü de ilim ve hikmetle donanmak, doğru bilgiye ulaşmaktır. Bilim ve teknoloji geliştikçe doğal kötülükler önlenebilir hale gelir. Sıtma ya da depremlerde alınmayan önlemler artık insanın sorumluluğu sayılır. Bu durum iklim değişikliği, silahlanma ve salgınlarla birlikte insanlığın yükünü artırır (Floridi, 2022). Doğal kötülükler tamamen bitmese de engellenebilir olma durumlarında ahlaki kötülüğe dönüşür (Floridi, 2022). Eğitim (hem ilim hem de yaşam eğitimi) çözümüne başvurmak aslında insanın dünyadaki kötülükteki özgür irade payını ve sorumluluğunu kabul etmesi ve bunun için bir adım atmasıdır (Özgür iradeyi savunan düşünürler: Augustinus, Leibniz, Swinburne, kısmen Hegel, Hobbes).

2. Yasa ve Düzen (Gazali, Hobbes)

Gazâlî’ye göre içsel kötülükler (1) toplumsal yozlaşmaya ve kötülüklere (3: adaletsizlik, zulüm, haksızlık, yöneticilerin kötü davranışları) yol açacağından çözümlerden birisi de ahlaki düzenin ve kuralların uygulanmasıdır. Hukuk ve toplumsal kurallar, bireysel zaafların topluma zarar vermesini engeller. Çözüm, nomos diyebileceğimiz düzenin sağlanması; adalet, merhamet ve içsel düzenin uygulanmasıdır.

Bu bize Hobbes’un Leviathan kavramını hatırlatır. Kötülüğün önlenmesi için insanlar özgürlüklerinin bir kısmını güçlü bir otoriteye (Leviathan) devretmelidir. Yasa ve düzen (nomos) olmadan kötülük kaçınılmazdır. Hobbes’un “Leviathan” metaforu, bu otoritenin büyüklüğünü ve gücünü simgeler: toplumun üzerinde duran, düzeni sağlayan devasa bir mutlak güç (egemen); yasa ve düzenlemeler yani nomos olması gerektiğini savunur (Hobbes, 1651/1996). Ona göre insanlar kendi aralarında yaptıkları sözleşmeyle özgürlüklerinin bir kısmını bu egemene devreder; böylece kaos ve “herkesin herkesle savaşı” (bellum omnium contra omnes) sona erer. Bu otorite, bireylerin içinden seçilen bir kişi veya kurum olabilir ama bireylerin sözleşmesi ile yetkili hale gelir. Önemli ayrıntı ise şudur: bu otorite “dışarıdan dayatılan” değil, insanların kendi rızalarıyla kurduğu mutlak bir egemenlik olmalıdır.

3. Tanrıya Yönelmek ve İlahi Hikmete Güvenmek (Augustinus, Gazali)

  Augustinus’un çözümü Tanrı’ya yakınlıktır. Bunu da daha çok bireysel ve mistik pratikler yaparak elde etmeyi tavsiye eder. Bir nevi tasavvufî terbiyeye yakındır. Gazali dışsal kötülükleri Tanrı’nın hikmeti bağlamında yorumlar; görünen kötülükler aslında daha büyük bir iyiliğin parçasıdır. Çözümü ise toplumsal düzende adalet ve merhameti hâkim kılmak (nomos) ama ayni zamanda sabır, tevekkül, dua ve ibadetle Tanrı’ya yönelip O’nun adaletine ve rahmetine güvenmektir.

Egitim (1), yasa ve düzen (2) ve nefs terbiyesi (4) çözümleri özgür iradeyi kabul eden ve bunu işlettiren çözümlerdir. Tanrıya yönelip onun hikmetine güvenirken ise özgür irade ile engellenebilecek kötülüklerin ve dolayısıyla özgür iradenin sınırlı olduğunu kabul etmek ön koşulu vardır. İradem sınırlı ve ötesi icin Tanrıya sığınıyorum demektir.

4. Nefs Terbiyesi ile Kalbin Arındırılması ve Stateleri Dönüştürmek (Gazâlî)

Gazâlî’ kalbin hastalıklarının nefs terbiyesi ile dönüştürülebileceğini söyler. Bu beş adımlı bir tedavidir: 1- tezkiye (nefsin arındırılması) , 2- tasfiye (kalbin temizlenmesi: haset yerine şükür, kibir yerine tevazu, riya yerine ihlas geliştirmek.), 3-ahlaki eğitim (ahlaki erdemleri güçlendirme, bilgi ve hikmetle donanmak.), 4- manevi disiplin (ibadetler: namaz, oruç, zikir), 5- sürekli muhasebe ve tövbe. Üçüncü ve dördüncü adımlar zaten eğitim ve Tanrıya yönelme çözümünde de bahsedilen kaynaklardır. Ancak burada tasfiye çözümü güçlü bir rol oynar. Var olanı reddetmektense dönüştürmekten bahseder. Haset, riya ve ucb duyguların da ötesinde kökleşmiş eğilimlerdir. “Haset etmek yerine şükret.” demek hasedini ya da duygularını bastır demek değildir. Bu tedaviyi kabul edebilmek için haset ne kadar güçlü ise şükür de adım adım ama en sonunda öyle güçlü ve samimi hissetme niyetinde olmalı demektir. Bunun yolu hasedi ince ince ayırıp içine bakmaktan, onu dinleyip anlamaktan geçer. Günümüz psikolojisindeki Bilişsel Davranışçı Terapi, Schema Terapi ve Psikanaliz dilinin desteği ile bu şöyle anlaşılabilir: “Hasedin duygusal bir tepki ile başlar ve kalıcı bir eğilim haline gelir. Baştaki o duygu sana ne anlatıyor? Duygunu bastırma, işle.”. Gazaliye göre ucb benlik algısının bozulmuş halidir. “Ucbda benlik algın nasıl bozuldu buna bak ki kendini yüksek görmeden de kendinden memnun olasın.” Riyada kendin olmaktansa bozulmuş bir sosyal bir niyetle (izlenim verme niyeti) kendini gizliyorsun. “Buna neden ihtiyacın var?”. 

Kötülüğün sebepleri arasında kişinin duygusuna en çok yaklaşan Gazali’nin modelidir. Nietzsche de ressentiment ahlakında kin’den bahseder. Ancak Gazalinin farkı çözüm modelini de beraberinde vermesidir. Bu açıdan Gazali hem felsefi hem de psikolojik tavsiyeler verir. Haset, riya ve ucb birer hal (state)dir, ve hale giden yol duygudan da geçer. Gazali direk duyguyu dönüştürmekten bahsetmez ancak duyguların kökleşmiş (kalbin hastalığı dediği yönelimlere dönüşmüş) hallerinin tedavi edilmesinden bahseder. Amaç onları anlayıp dönüştürmek ve seçtiğimiz ve yapabildiğimiz kadarıyla ahlaki ve manevi doğrulara yönlendirmektir. Tabi ki bu hallerin kökeninde duygu ile beraber bilişsel kalıplar gibi parçalar da vardır. Bunların da ayrıca incelenmesi gerekir. 

 

Sonuç

Sonuç olarak kötülük, yalnızca bireysel dinamiklerin veya toplumsal düzenin eksikliklerinin ürünü değildir. O insan doğasının, özgür iradenin, kültürel bağlamın ve tarihsel koşulların çok boyutlu bir ürünüdür. Sokrates’in epistemik cehalet vurgusu, Gazâlî’nin kalbin hastalıklarına yönelik dönüşüm modeli, Hobbes’un otorite gerekliliği, Nietzsche’nin güç ilişkileri analizi ve Augustinus’un özgür irade temelli teodisesi, farklı düzlemlerde aynı sorunu ele alır: kötülüğün kaynağı, onunla mücadele ve onu dönüştürmenin mümkünatı. Bu bağlamda kötülüğe yönelik çözüm önerileri, bilgi ve eğitim aracılığıyla epistemik eksikliklerin giderilmesini, yasa ve düzen yoluyla toplumsal yozlaşmanın önlenmesini, manevi ve ahlaki terbiyeyle bireysel zaafların dönüştürülmesini ve nihayetinde ilahi hikmete yönelerek insan iradesinin sınırlılığının kabulünü içerir. Dolayısıyla kötülük, hem felsefi hem psikolojik düzeyde, bireysel bilinçten toplumsal kurumlara ve metafizik düzen anlayışına kadar uzanan geniş bir spektrumda ele alınması gereken bir olgu ve problem olarak karşımızda durmaktadır.

Yazarlar: Beyza Aydin MSc. (Psikolog, Klinik Psikoloji) 

                Sami S. (Goethe Üniversitesi, Sosyoloji & Sinema) 

Not: Serinin bir sonraki bölümünde kötülüğün kaynağı ve çözümüne ilişkin psikolojik bir değerlendirme paylaşılacaktır.

 

Kaynakça

Augustinus. (2021). Tanrı Devleti (Çev. Ö. Sencerman). Ankara: Bilgesu Yayınları.

Avicenna. (1020/2005). The Metaphysics of The Healing (Trans. M. E. Marmura). Provo,

UT: Brigham Young University Press. (Orijinal eser: al-Shifāʾ: al-Ilāhiyyāt, ca.

1020).

Floridi, L. How to Counter Moral Evil: Paideia and Nomos. Philos. Technol. 35, 18

(2022). https://doi.org/10.1007/s13347-022-00515-5

Gazâlî, A. H. (1100/1988). İhyâ’ ‘Ulûm al-Dîn (Çev. M.A. Müftüoğlu). İstanbul: Tuğra

Yayınları.

Hegel, G. W. F. (1820/1986). Grundlinien der Philosophie des Rechts [Elements of the

Philosophy of Right]. (Eds. & Trans. T. M. Knox). Oxford: Oxford University Press.

Hobbes, T. (1651/1996). Leviathan (R. Tuck, Ed.). Cambridge University Press.

Leibniz, G. W. (1710/1951). Theodicy: Essays on the goodness of God, the freedom of man

and the origin of evil. Open Court..

Limone, P., & Toto, G. A. (2022). Origin and development of moral sense: a systematic

review. Frontiers in Psychology, 13, 887537.

Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (Eds.). (2012). The social psychology of morality: Exploring

the causes of good and evil. American Psychological Association.

Nagasawa, Yujin, The Problem of Evil for Atheists (Oxford, 2024; online edn, Oxford

Academic, 23 May 2024), https://doi.org/10.1093/oso/9780198901884.001.0001,

accessed 2 Dec. 2025.

Nietzsche, F. (1887/2024). Ahlakın Soykütüğü Üzerine (Çev. A. Inam). İstanbul: Say

Yayınları.

Platon. (2008; orijinal eser yaklaşık MÖ 400). Sokrates’in Savunması (Çev. A. Cevizci).

Ankara: Sentez Yayınları.

Russell, L. (2014). Evil: A philosophical investigation. Oxford University Press.

Russell, L. (2022). Good and evil in recent discussion. Zeitschrift für Ethik und

Moralphilosophie, 5(1), 77–82. https://doi.org/10.1007/s42048-022-00121-2

Swinburne, Richard, Providence and the Problem of Evil (Oxford, 1998; online edn,

Oxford Academic, 1 Nov. 2003), https://doi.org/10.1093/0198237987.001.0001

Voltaire, F. (1759/ 2013). Candide, or Optimism. Penguin Classics. 



Membership Apss

Join our community to connect with professionals in spiritual psychology, access exclusive events, and participate in collaborative initiatives.

Our Books

Psychologische Dynamiken aus der Sure Yàsin

Subjektive Gerechtigkeit und Gruppendynamik

Interdisciplinary Qur’ān Analysis II: Sūrat al-Falaq & Sūrat al‑Nās

Time to press play. Heard our podcast?